Sigorta şirketinin acentesi konumundaki Bankanın şube personeline ödüllü satış kampanyası çerçevesinde verilen teşvik ve ciro primi.

T.C.

 GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

 Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

 Sayı :B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-917 08/03/2012

 Konu :Sigorta şirketinin acentesi

 konumundaki Bankanın şube

 personeline ödüllü satış kampanyası

 çerçevesinde verilen teşvik ve ciro

 pirimi.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, poliçe satışlarının arttırılması amacıyla Kurumunuzun acentesi konumundaki

 ..... A.Ş.nin şube personeline  hediye çeki, çeyrek veya belli gramajda altın, personelin kredi kartına puan veya şahsi

 kullanımına mal sunulması suretiyle ödüllü satış kampanyası düzenleyeceğiniz belirtilerek, ..... A.Ş. personeline verilecek

 ödüllerin gelir vergisine tabi olup olmadığı, kampanya kapsamında şirketinizce katlanılan giderlerin yasal defterlerinize

 kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 1'inci maddesinin 2'nci bendinde kurum kazancının, gelir vergisinin

 konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu belirtilerek Kanun'un 6'ncı maddesinde kurumlar vergisinin mükelle erin

 bir hesap dönemi içinde elde ettikleri sa kurum kazancı üzerinden  hesaplanacağı ve sa kurum kazancının tespitinde,

 Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup, Gelir Vergisi

 Kanunu'nun 40'ıncı maddesinde sa kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılarak 1'inci bendinde "Ticari

 kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin" sa kazancın tespitinde indirilebileceği

 belirtilmiştir.

            Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanunu'nun 37'nci maddesinde; "Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan

 kazançlar ticari kazançtır" hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanun'un 38'inci maddesinde ise; "Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap

 dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

            1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

            2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

            Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait hükümleri  ile bu

 Kanun'un 40 ve 41'inci maddeleri hükümlerine uyulur."  hükmü yer almıştır.

            Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar "dönemsellik" ve "tahakkuk esası" ilkeleridir. Tahakkuk

 esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin

 tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da

 belirlenmiş  olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme  bulunmadığı sürece,

 mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

           Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarında

 sayılan kanunen kabul edilmeyen giderler dışında kalan ticari organizasyona bağlı olarak yapılan giderler olup, bu

 giderlere işletme gideri de denilebilir.

            Anılan Kanun'un 61'inci maddesinde de, "Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet

 karşılığı verilen para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin, ödenek, tazminat, kasa tazminatı, (mali sorumluluk tazminatı) tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı,

 prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak

 şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez'"  hükmü bulunmaktadır.

            Mezkur Kanun'un 94'üncü maddesinde de, hizmet erbabına nakden veya hesaben ödenen ücretler üzerinden 103

 ve 104'üncü maddelere göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hükme bağlanmış, 96'ncı maddesinin birinci

 fıkrasında da hesaben ödeme  deyiminin vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı

 borçlu durumunda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade ettiği belirtilmiştir.

            Öte yandan, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 19'uncu maddesinde; "Vergi alacağı vergi kanunlarının vergiyi

 bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar..." hükmüne yer verilmiştir.

            Anılan Kanun'un 227'nci maddesinde bu Kanun'da aksine hüküm olmadıkça bu Kanun'a göre tutulan ve üçüncü

 şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu, 229'uncu maddesinde ise

 faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya

 işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu hüküm altına alınmıştır.

            Tacirler arasındaki faaliyetlerin belgelendirilmesi amacıyla Vergi Usul Kanunu'nda yer alan fatura da tahakkuk

 esasına bağlı kalınarak düzenlenmektedir.

            Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tutulan veya düzenlenen defter ve belgelere ilaveten, muhtelif sektörlerde

 faaliyet gösteren mükelle erle ilgili diğer mevzuatta da bu mükelle erce tutulması veya düzenlenmesi gereken defter

 veya belgelere ilişkin düzenlemeler ve bu konuda muhtelif kamu idarelerine düzenleme yapma yetkisi tanıyan hükümler

 yer almaktadır.

            Bunun sonucunda mükelle er bazı durumlarda aynı amaca hizmet eden birden fazla belge düzenlemek zorunda

 kalmaktadır.

            Konuya ilişkin olarak yayımlanan 243 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile anılan Kanun'un mükerrer

 257'nci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak mükerrer belge düzenleme mecburiyetinin yarattığı

 külfetleri azaltmak amacıyla bankalara, yaptıkları hizmet ve satış işlemlerine ilişkin kayıtlarının dayanağı olan fatura

 yerine, döviz alım satım işlemleri ile menkul kıymetler borsasında aracı kurum sıfatıyla müşterileri adına yaptıkları

 menkul kıymet alım satımları hariç olmak üzere, yaptıkları bütün hizmetler veya satışlar dolayısıyla lehlerine tahakkuk

 edecek tutarlar için dekont düzenleme zorunluluğu getirilmiştir.

             Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, Kurumunuzun poliçe satışlarının artırılması amacıyla acenteniz

 konumundaki ....... A.Ş.nin şubelerinin personeline yapacağı teşvik primi ödemeleri sigorta şirketiniz tarafından acenteye

 (bankaya) verilen ciro primi niteliğindedir. Dolayısıyla geçici vergi dönemleri itibariyle söz konusu ciro primlerinin

 tahakkuk ettirilmesi ve banka tarafından rmanız adına 243 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nde açıklanan

 şartlara uygun olarak dekont düzenlenmesi  gerekmektedir. Ayrıca, ödenen söz konusu ciro primlerinin şirketiniz

 tarafından pazarlama ve satış gideri olarak yasal defterlerinize kaydedilerek giderleştirilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Diğer taraftan, teşvik primleri acente konumundaki ...... A.Ş. tarafından kurum kazancının tespitinde bir taraftan

 gelir unsuru olarak dikkate alınırken, diğer taraftan hediye çeki verilmesi, personelin şahsi kredi kartı hesabına puan

 verilmesi, çeyrek veya belli gramajda altın verilmesi veya şahsi kullanımına mal sunulması suretiyle personele verilen söz

 konusu teşvikler ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat olarak ücret kapsamında değerlendirilecek ve

 .......... A.Ş. tarafından kurum kazancının tespitinde ücret gideri olarak dikkate alınacaktır. Bahse konu teşviklerin

 personele nakden veya  hesaben ödenmesi esnasında banka tarafından Gelir Vergisi Kanunu'nun 94, 103 ve 104'üncü

 maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekeceği hususu ise tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

 (*)    

Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

 (**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

 (***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu illeriniz dolayısıyla vergi tarh

 edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.