Yurt dışından tahsil edilemeyen alacağa karşılık ayrılıp ayrılmayacağı ve değersiz alacak olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk.

Özelge: Yurt dışından tahsil edilemeyen alacağa karşılık
ayrılıp ayrılmayacağı ve değersiz alacak olarak
değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk.
Sayı: 
77058783-105-110
Tarih: 
28/04/2014
 
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANTALYA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)
 
   
Sayı : 77058783-105-110 28/04/2014
Konu : Yurt dışından tahsil edilemeyen alacağa karşılık ayrılıp  
ayrılmayacağı ve değersiz alacak olarak değerlendirilip
değerlendirilmeyeceği
 
            İlgi (a)'da kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, şirketinizin zirai tohum imalatı,
ithalatı, ihracatı ve ticaretini yaptığı, bu kapsamda ... mukimli bir firmadan ... tohumu satın
aldığınız, ...'dan alınan bu tohumların Türkiye'ye girişi yapılmadan ... mukimli bir firmaya transit
ticaret yoluyla satışının yapıldığı, satışın kredili olarak yapıldığı ve ticari defterlerinize bir taraftan
maliyet diğer taraftan da alacak kaydının yapıldığı, ... firmasının, söz konusu ... tohumlarının
çimlenme özelliğini kaybettiği ve dolayısıyla satılamadığını, sözleşmeden kaynaklanan borçlarının
iptali için mahkamede dava açacaklarını bildirdiği, ... firmasının ileri sürdüğü iddiaların firmanız
tarafından yerinde incelendiği, ... tohumlarının teste tabi tutulduğu ve ... firmasının haklı olduğu
sonucuna varıldığı, bu sebeple alacağınızdan vazgeçmeyi düşündüğünüzü belirterek, söz konusu
alacağınızın değersiz alacak ya da şüpheli alacak olarak değerlendirilebilmesi için davanın
Türkiye'de mi ...'da mı açılacağı, hangi şartların yerine getirilmesi halinde bu alacağın gider
kaydedilebileceği hususlarında özelge talebinde bulunduğunuz anlaşılmıştır.
            Konuya açıklık getirmek amacıyla vermiş olduğunuz ilgi (b)'de kayıtlı özelge talep
formunuzdan, ... ve Ticaret Limited Şirketinin tam mükellef olduğu, iki ortaklı olarak kurulduğu, her
iki şirket ortağının da ... vatandaşı ve mukimi olduğu, ortaklarının ... (% ...) ve ... (% ...) olduğu, ...
 ...'daki şirketin hakim ortağı olduğu ve ...'da zirai tohum üretip pazarladığı, ...'daki şirketin hakim
ortak tarafından üretilen zirai tohumları ithal ettiği, ithal edilen ürünlerin büyük bir kısmının
Türkiye pazarında satılmak üzere toptancılara teslim edildiği, bir kısmının da yurt dışındaki
toptancılara satılmak üzere ihraç edildiği, ... Ltd.'nin ... mukimi bir firma olduğu ve şirketinizin
...'daki genel dağıtıcısı olduğu, ihracat bedellerinin anlaşma gereği cari hesap şeklinde takip
edildiği, şirketinizin ... mukimi hakim ortağınızdan ... mukimi firmaya satılmak üzere zirai tohum
satın aldığı, gümrükleme, nakliye ve benzeri giderlerden tasarruf etmek amacıyla söz konusu
ürünlerin Türkiye gümrüğüne sokulmadan transit ticaret yolu ile doğrudan ...'daki firmaya teslim
edilmek üzere ihraç edildiği, ... mukimi şirketin firmanızdan ithal etmiş olduğu ürünlerin bir kısmını
...'daki iç pazarda ekilmek ve dikilmek üzere müşterilere sattığı, ...'daki müşterilerin söz konusu
tohumların çimlenmediği şikayetinde bulunmaları üzerine ...'lı firmanın konuyu tarafınıza ilettiği ve
bundan dolayı tarafınıza olan borcunu ödemeyeceğini bildirdiği, şirketinizin bu konuyu, malların
üreticisi ve aynı zamanda da şirketin hakim ortağı olan ...'daki ... şirketine bildirdiği, üretici
firmanın konu hakkında detaylı bir araştırma yaptırdığı, zirai tohumların iklim koşullarının farklılığı,
kullanım süresi, depolama koşulları vb. nedenlerden dolayı verim kaybına uğrayabileceği
bilgisinden hareketle malların çimlenme özelliğini yitirdiğini kabul ettiği, bu nedenle ...'daki şirketin
çimlenme özelliğini kaybeden zirai tohumları imha ettiği belirtilerek, çimlenme özelliğini kaybeden
ve müşteriniz tarafından imha edilen malların maliyeti ile ilgili olarak, satılan malların maliyetindenmi çıkarılacağı, gelir tahakkuku mu yapılacağı ya da olağan dışı gelir ve karlar olarak mı dikkate
alınacağı hususlarında tereddüte düşüldüğü anlaşılmıştır.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin,
mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı,
safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin
uygulanacağı belirtilmektedir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın
teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonundaki ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark
olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan
indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu şekilde tespit
edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci
maddeleri hükümlerine uyulacağı hükmüne yer verilmiştir.
            Mezkur Kanunun 40 ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler
sayılmış olup, anılan maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde
edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, (7) numaralı bendinde de Vergi Usul
Kanununa göre ayrılan amortismanların gider olarak indirilebileceği hükme bağlanmıştır.
            Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerli olup, bunlar "dönemsellik" ve "tahakkuk
esası" ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle
kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının
ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir.
Bu esas dikkate alındığında bir gelir ve gider unsurunun, özel bir düzenleme bulunmadığı sürece,
mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması
gerekmektedir.
            Buna göre, ... mukimi firmaya yapılan mal satışları nedeniyle elde edilen kazancın, tahakkuk
esası gereği fiili ihraç tarihi itibariyle kurum kazancına eklenmek suretiyle vergilendirilmesi
gerekmektedir.
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde, kazai bir hükme veya kanaat verici
bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacakların değersiz alacak olacağı, değersiz
alacakların, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybedecekleri ve mukayyet
kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edileceği ile işletme hesabı esasına göre defter tutan
mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok
edileceği hüküm altına alınmıştır.
            Anılan madde uyarınca, kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık
imkan kalmayan alacaklar değersiz alacak olarak nitelendirilmiştir. Görüldüğü gibi değersiz alacak;
kaybedilmiş, tahsiline artık imkan kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacaktır. Kanuni düzenlemeye
göre alacağın tahsil imkanının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile
tevsik edilmesi icap etmektedir. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için
kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler
sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olması; kanaat verici vesika
teriminden ise ödemeyi imkansız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler
anlaşılmalıdır. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz
alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin
mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla
kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin
çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.
            Vergi hukuku uygulaması bakımından kanaat verici vesikalara örnek olarak aşağıdaki
belgeler sayılabilir.
            -Borçlunun herhangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü veya Medeni Kanunun 31 ve izleyen
maddelerine göre mahkemelerce borçlu hakkında verilen gaiplik kararı ve mirasçılarında mirasıreddettiklerine dair sulh hukuk mahkemelerince verilmiş bulunan mirası red kararı,
            -Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme
kararı,
            -Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,
            -Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,
            -Borçlunun dolandırıcılıktan mahkûm olması ve herhangi bir malvarlığı bulunmadığını
belgeleyen resmi evrak,
            -Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal
süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,
            -Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla
alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar, (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından
vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir.)
            -Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi
tutulmuş bulunan iflas kararına ilişkin belgeler.
            Anılan Kanunun 323 üncü maddesinde;
            "Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
            1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
            2-Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından
ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;
            şüpheli alacak sayılır.
            Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte
karşılık ayrılabilir.
            Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda
bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.
            Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar zarar
hesabına intikal ettirilir."
            hükmü yer almaktadır.
            Bu hükme göre, ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olarak dava
veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla
istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek
derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayıldığından yukarıda belirtilen şartları taşıyan
alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmakta olup, bu şartlardan herhangi birisinin mevcut
olmaması halinde ise şüpheli alacak kaydına imkan bulunmamaktadır. Alacağın yurt içinden veya
yurt dışından olması bir önem taşımadığından yurt dışından olan alacaklar için de bu madde
hükümleri geçerlidir.
            Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında temel unsur, ortada bir alacağın söz konusu olması ve
bu alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmiş bulunmasıdır. Kanunun 323 üncü maddesinde bir ayrım
yapılmaksızın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla dava
ve icra safhasında bulunan bütün alacaklar için karşılık ayrılabileceği hüküm altına alınmıştır.
            Şüpheli alacaklara karşılık ayırmak için mahkemeye dava, icra müdürlüğüne takip içindilekçe verilmiş olması alacağın dava veya icra safhasında olduğunu göstermekle beraber bu
başvuruların takibi gerekmektedir. Dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklara
karşılık ayrılabilmesi için borçlunun noter vasıtasıyla protesto edilmesi veya borcun (3. kişilere
ispat açısından kanaat verici belge olacak şekilde) bir yazı ile istenmesi ve protestonun ya da
yazının muhatabına ulaşmış olması gerekmektedir. Dava ve icra takibine değmeyecek derecede
küçük alacakların tespiti açısından dava edilecek alacak için avukatlık ücreti, yargı harcı, notere
yapılacak ödemeler ile posta giderleri toplamı dikkate alınarak tahmini bir dava maliyeti bulunacak
ve bu tutar alacakla kıyaslanacaktır. Tahmini dava maliyetinin alacaktan daha büyük olması
halinde, mahkemeye başvurulmadan protesto veya yazı ile bir defadan fazla istenerek tahsil
edilemeyen alacak için karşılık ayrılması mümkün olabilecektir.
            Dolayısıyla, mahkemeye dava veya icra merciine takip dilekçesinin verilmiş olması, alacağın
dava veya icra safhasına intikal ettiğini gösterir. Ancak şekli bir başvuru alacağın şüpheli sayılması
için yeterli değildir. Bir alacağın dava veya icra safhasında olduğunun kabulü için mahkemeye dava
veya icra merciine takip için dilekçe verilmiş olması, ancak gerek mahkemeye gerek icra merciine
yapılan başvuruların ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir.
            Buna göre;
            Yurt dışından olan alacaklarınız için iş yaptığınız firmanın mukim olduğu ülkenin
mahkemelerinde dava açılması veya ilgili ülkenin icra mevzuatı uyarınca icra takibine başlanılması
halinde alacağın Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre şüpheli hale geldiği kabul
edilebilecek olup söz konusu takiplere başlanıldığı hesap döneminde karşılık ayrılması mümkün
bulunmaktadır.
            Söz konusu alacağın değersiz alacak olarak dikkate alınabilmesi için ise, ilgili ülke
yasalarına uygun olarak takip edilmesi neticesinde alacağınızın tahsiline imkan kalmadığı
hususunun yine bu ülke mevzuatına göre tevsiki gerekmektedir. Aksi halde bu alacağın değersiz
alacak olarak hesaplarınıza intikal ettirilmesi ve zarar olarak kayıtlarınıza alınmasına imkan
bulunmamaktadır.
            Ayrıca, alacağın değersiz hale geldiği yıl hesaplarına zarar olarak yazılması gerekmekte
olup, ilgili olduğu yılda zarar yazılmayan alacağın sonraki yıllarda dikkate alınması da mümkün
değildir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.
 
 
(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.
(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise
bu özelge geçersizdir.
(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz
dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi
için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.
NOT: Yurtdışından olan ticari alacaklar için, Türkiye’de başlatılan yasal takibe dayanılarak 213 sayılı Vergi
Usul Kanunun 323 üncü maddesi kapsamında şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için gerekli şartlar ve
dayanak yasal mevzuat için 25.04.2018 tarihli ve 406842 sayılı emsale de bakınız.